Ayn Rand, Carl Jung ve Sağlıklı Ego Üzerine

Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı kitabını yeni okudum. Hayatın kaynağı nedir? Bu sorunun cevabı kitaba göre insanın egosudur. Burada bahsettiğim egoyu, bencil anlamında kullanmıyorum. İnsanı birey yapan, diğer herkesten ayıran bir kavram olarak kullanıyorum. Ayn Rand bireyci olmasıyla meşhur bir yazar bunu kitap da çok net anlatmış. Rand’a göre insanın gerçek başarısı, başkalarının beklentilerine ya da toplumsal normlara boyun eğmek değil, kendi potansiyelini gerçekleştirmek ve kendi değerlerini yaratmakla mümkündür. Kitapta bazı bölümler topluma çok ağır eleştiriler içeriyor. Hayatın kaynağı, bireyin kendi hayatını kendi değerlerine göre yaşaması ve kendisi için üretmesidir. Bu, insanın diğerlerinden bağımsız bir şekilde var olabilmesinin temelidir. 

Sağlıklı ego derken ne kast ediyoruz?

Sağlıklı ego kişinin kendine güvenli, değerli, yeterli hissetmesini sağlayan, bireyin psikolojik ve duygusal dengesini destekleyen bir kavramdır. Ego, kişinin kendilik algısı ve benlik bilinciyle ilgilidir. Jung, sağlıklı bir ego gelişiminin, sadece bireyin kişisel benliğini değil, bilinçdışıyla (kolektif ve bireysel bilinçdışı) uyumlu bir denge kurmayı gerektirdiğini savunur. Jung’a göre ego, bilinç alanının merkezi, bilinçli farkındalığımızın, kimlik ve varoluş duygumuzun bulunduğu psişenin bir parçasıydı. Ego, bilinçli benliktir. Ancak, bilinçdışı içerikler (gölge, anima/animus gibi) kişiliğimizi etkileyebilir. Sağlıklı bir ego, bu içeriklerle sağlıklı bir ilişki kurmalı, ancak onlarla özdeşleşmemelidir. Yani, kişi gölgesini tamamen bastırmadan ya da onun kontrolüne girmeden kabul etmelidir. Ego, günlük yaşamda karar veren ve bilinci yöneten bir yapı gibi görünse de Jung’a göre benlik (self), daha geniş bir bütünlüğü temsil eder. Ego, benlikten türemiştir ve onun bir parçasıdır. Bu ilişki şu şekilde özetlenebilir; Ego, hareket eden bir unsurdur. Benlik, hareket ettiren güçtür. 

Benlik ile Özdeşleşme ve Tehlikeleri

Egonun benlikle özdeşleşmesi iki farklı şekilde olabilir ve ikisi de dengesizlik yaratır:

1: Ego, bilinçdışının kontrolüne girer. Ego, bilinçdışı içeriklerle tamamen özdeşleşirse, bilinçdışı egoyu “yutar” ve birey, bilinçli bir şekilde hareket edemez. Bu durum, bireyin bir “rüya hâli” gibi gerçeklikten kopmasına neden olabilir. Kişi, bilinçdışının etkisi altında kalır, mantıklı düşünemez, hayal dünyasında kaybolur.

2: Ego, benliği “yutar”. Ego, kendini benlik olarak görmeye başlarsa, aşırı büyür ve kibirli, kontrolcü bir hale gelir. Bu durumda kişi bilinçdışının içgörülerine ve rüyalarına yer bırakmaz. Bu durumda, kişi yalnızca kendi bilinçli düşüncelerine güvenir ve bilinçdışının rehberliğini reddeder. Bu da dengesiz bir kibir yaratır.

Jung’un Bireyselleşme Süreci ve Sağlıklı Ego

Sağlıklı bir ego gelişimi, Jung’un bireyselleşme sürecine dayanır. Bu süreç, kişinin hem bilinçli hem de bilinçdışı yönlerini keşfetmesi ve bir bütünlük oluşturması anlamına gelir:

1. Maskeyi (Persona) Tanımak: Kişi, toplumsal rollerini ve bu rolleri oynarken taktığı maskeleri (persona) fark etmeli, bunların gerçek benliğiyle örtüşmeyen yanlarını bırakmalıdır.

2. Gölgeleri Aydınlatmak: Birey, bilinçdışındaki bastırılmış duygular, korkular ve arzularla yüzleşmelidir.

3. Kendini Aşmak: Sağlıklı bir ego, sadece bireysel kimlik oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin kendi sınırlamalarını aşmasına ve daha geniş bir anlam dünyasına bağlanmasına olanak tanır.

4. Benlik (Self) ile Bütünleşme: Jung, “benlik” kavramını, bireyin hem bilinçli hem de bilinçdışı yönlerini kapsayan bir bütün olarak tanımlar. Ego, bu bütünlük yolunda bir rehberdir.

Bunları söyleyen Carl Jung’un haritasında Güneş Aslan ve Kuzey Ay Düğümü Koç’tu. Yani egoyu çok iyi biliyordu ve sağlıklı egoyu geliştirmesi tesadüf değildi… 

Kuzey Ay Düğümü’nün Koç burcundan Balık burcuna geçmesine az kaldı. Koç burcunun derslerini anlamak adına birey olmayı öğrenmenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hayatın Kaynağı da bunun için adeta bir ders kitabı niteliğinde. Jung bunları akademik bir dille kibar kibar anlatmış ancak Rand’ın kitabı küfür gibi 😀 Burada kitaptan, roman karakterinin sözlerinden bir alıntı yaparak bitireceğim:

“Bir dinleyici kitlesinin karşısında kendini iyi bir hayırsever gibi göstermek kolay. Ama kendine yutturamazsın. Kendi egon, en sert yargıçtır. Onlar bundan kaçıyor. Bütün ömürlerini kaçarak geçiriyorlar.”

“Onların gerçeklere, fikirlere, yapılan ve yapılacak ise kaygılandığı yok. Onların tüm ilgisi insanlara donuk. ‘Bu doğru mu?’ diye sormuyorlar. ‘Başkaları bunu doğru sayıyor mu?’ diye soruyorlar. Yargılamak için değil, tekrarlamak için. Yapmak için değil, yapıyormuş izlenimi vermek için. Yaratmak değil, göstermek. Yetenek değil, dostluk. Nitelik değil, fors. Başkasının beyni aracılığıyla düşünmüyorsun, başkasının elleriyle çalışmıyorsun. Bağımsız yargılarını askıya aldın mı, bilincini askıya almışsın demektir. Bilinci durdurmak hayati durdurmaktır. Elden düşmecilerde bir gerçeklik duygusu yoktur. Onların gerçeği kendi içlerinde değil, bir insani diğer insandan ayıran o küçük boşluğun içinde bir yerlerde. Kimlik değil, ilişki. Egosu olmayan adamlar. Rasyonel sureci olmayan kanılar. Freni ve motoru olmayan hareket. Sorumluluğu olmayan güç. Elden düşmeci de eyleme girişir, ama onun eyleminin kaynağı yeryüzünde yasayan bütün insanlara dağılmıştır. Hem her yerde hem de hiçbir yerdedir. Onunla karşılıklı akil yürütemezsin. O mantığa acık değildir. Ona laf söyleyemezsin. Duyamaz. Seni yargılayan, boş bir kursudur. Başıboş kalmış bir kitle, senin pesine düşmüş, akıldan ve amaçtan yoksun bicimde seni ezmeye kalkmıştır.”

“Çevremizdeki insanlara bir bak. Neden açı çektiklerini, neden hep mutluluk arayıp bir turlu bulamadıklarını merak etmiştin. Bir insan şöyle bir durup kendi kendine, benim hiç gerçek anlamda kişisel bir arzum oldu mu, diye sorsa cevabi hemen bulur. Bütün isteklerinin, çabalarının, rüyalarının, ihtiraslarının hep başka insanlardan gelme bir motivasyon olduğunu görür. Aslında çabaları maddesel zenginlik uğruna bile değildir, elden düşmecinin hayali sayabileceğimiz saygınlık içindir. Bir onay arar. Kendinin olmayan bir onay. Ne mücadeleden bir keyif alır ne de başardığı zaman bir sevinç duyar. Bir tek şey için bile ‘bunu isteyişim kendim içindir, yoksa komşularım bana imrensin diye değil’ diyemez. Ondan sonra da neden mutsuzum diye merak eder. Mutlulugun her turu kişiye ozeldir. En büyük anlarimiz kişiseldir, kendimizden kaynaklanan bir motivasyondan gelir, ona el sürülemez. Bizim için kutsal olan değerli şeyler, herkesle paylasilmayan, orta mali olmayan, çekip kurtardigimiz seylerdir. Oysa simdi, içimizdeki her şeyi herkesin gozu önüne sermemiz, herkes ellesin diye ortaya acmamiz isteniyor. Bence dünyadaki tek gerçek kotuluk, kendi birincil ilgilerini başkalarının içine yerleştirmektir. Ben sevdiğim insanlarda belli bir kalite aramisimdir, onu görünce de tanimisimdir. Insanda saygi duyduğum tek kalite odur. Simdi artik biliyorum onun ne olduğunu. Kendine yeterli bir ego.”

Yorum bırakın